Çocuklarda Hassasiyet: Zorluk Mı, Yoksa Avantaj Mı?

Bazı çocuklar duygusal deneyimlere diğerlerinden daha duyarlı tepkiler verebiliyor. Bu özellik, zamanla aileleri tarafından “duygusal” veya “hassas” gibi sıfatlarla etiketlenmelerine yol açabiliyor. Fakat, bu tür tanımlamalar hassas bireylerin olumlu yönlerini göz ardı edebilir ve yanılgıya neden olabilir. O halde, hassas olmanın gerçek anlamda bir handikap mı yoksa özel bir yetenek mi olduğunu irdelemek önemlidir.

Hassas çocukların öyle ki onların başkalarının duygularına daha derinlemesine nüfuz ettiklerini görmek pek de zor değil. Eleştiriler karşısında yoğun tepkiler vermeleri ve gürültülü ortamları rahatsız edici bulmaları sıkça karşılaşılan durumlar arasında yer alıyor. Ayrıca adaletsizliklere olan duyarlılıkları da dikkat çeken noktalarından biridir.

Ağır duygusal yükler taşıyan bu çocukların birçok avantajıyla birlikte zorluğun da üstesinden gelebileceği söylenmelidir. Duygu paylaşımı konusunda oldukça yüksek bir empati seviyesine sahip olmaları, sosyal ilişkilerini güçlendirmekte etkili olur. Yaratıcılıkları ve problemlere çözüm üretme yetenekleri de güçlü gözlem becerileri sayesinde gelişim gösterir.

Fakat hassas olmak bazı güçlüklerle de gelmektedir; eleştirilere aşırı tepki verme eğilimleri vardır ve başarısızlık yaşamaları halinde derin çöküşlerle yüzleşmeleri söz konusu olabilir. Sosyal ortamlarda kaygılanma veya değişikliklere alışmakta zorluk çekmek onlara özgü yaygın durumlar arasındadır. Amaçları onları desteklemek isteyen aileler için boş olmayan bir sorumluluğu ifade eder.

Anne babaların hissedilen bölgedeki tutumu büyük önem taşır öyleyse; yerine göre konuşmalarında “Bu pipet seni niye üzüyor?” şeklindeki ancak küçümseyici gözüken anlatımlar son derece yanıltıcı olabilirken, “Duygularını anlıyorum” tarzındaki kelimeler daha yapıcı hale dönüşebilir. Bu yaklaşım biçimi ile çocuğun hissettiği acıyı gidermeye sağlıklı adıntılar oluşturulmuş olur.

Çocuğun kendisiyle barışık olması açısından hassasiyetinin zaten var olduğuna inandırıcırolden detaylı destekleyici bilgi akışı gerekiyor; gereksiz koruma zami noktasını sarmak yerine onlara bağımsız düşünme fırsatı sunmak ileride psikolojik dayanıklılığı artırıcı sonuçlar doğurabilir.

Sonuç olarak stresli anlarda bile mevcut kısıtlamaların aşıp geçilmesi hedeflendiğinde doğru koşulların sağlanmasıyla yönetilebilecek yönler ortaya çıkarılıyor; yapılacak bilinçli etkileşimlerle sağlıklı ruh hallerinden doğan bilinçle geleceğin pozitif bireylerini yetiştirmek elden gelebilir.

Author: Tolga Demir